51. Bölge ve Dünya Dışı Yaşam

512

Amerika Birleşik Devletleri’nde, Las Vegas’ın kuzeyinde olan ve UFO dedikodularına sıkça meze olmuş bu esrarengiz (!) bölgeyi masaya yatıralım bugün.

Yazı biraz uzun, ama sabırla okumanızı rica ediyorum. Zira hiç haberi olmayan ve “neler neler dönüyormuş” diyenler çıkabilir, tamamını okuduktan sonra. Böyle derin bir konuyu belli bir sıralamaya uyarak derleyip toparlamak da biraz zor. O yüzden daldan dala atlarsam mazur görün lütfen.

Bir de baştan bir uyarı yapmak istiyorum; konuya bilimsel olarak başlayacağım, ancak daha sonra bazılarının “komplo teorisi” etiketini yapıştıracağı şekilde devam edeceğim. Zira başka çare yok. Bazen bazı şeyler bilimle açıklanamıyor. İnsanoğlu hırslandığı zaman birçok kötülüğü yapabilecek kapasitede bir canlı. O yüzden bilimin ötesine geçmek zorunda kalacağım. Sonra tekrar bilimsel konulara dönüp olayı bağlayacağım.

Sadece yazının tümünü okumanızı ve kendi kararınızı vermenizi rica ediyorum.

Bir konuda baştan anlaşalım; ben evrende bizden başka herhangi bir canlının olabileceğine inanırım. Kesin vardır demem, ama kesin yoktur da demem. Mümkün, olası, neden olmasın vesaire… Ancak bize gösterilen uzaylı palavralarının sahte olduğuna dair de her türlü iddiaya girerim. Bu kadar kesin konuşuyorum.

Nedir Bu 51. Bölge?

Bu güne kadar bölge hakkında türlü iddialar ortaya atıldı; “uzaylılar”dan tutun, ışık hızından hızlı savaş uçaklarının test edilmesine kadar…Peki gerçek bunlardan hangisi? Yoksa farklı bir ihtimal mi var?

“Uzaylı” kelimesini özellikle tırnak içinde yazdım. ‘Dünya dışı yaşam’ tabiri doğru olandır, ancak ben yazının genelinde, yazarken ve okurken kolaylık olması açısından uzaylı kelimesini kullanacağım. Siz yine de doğru şekliyle kullanmaya çalışın.

Bölgenin bu kadar ilgi odağı olmasının sebebi, ABD’nin yakın bir geçmişe kadar bölgenin varlığını kabul etmemesidir biraz da. Ne zaman ki uydu görüntüleriyle varlığı kesinleşti, o zaman ABD de kabullenmek zorunda kaldı. Ancak CIA bölge ile ilgili dosyasında uzaylının u’sundan bile bahsetmiyor. Raporlarında daha çok casus uçak deneme merkezi olarak bahsediliyor bölgeden. Uçağın u’sunu uzaylının u’su sananlara  duyurulur :p

Çoğumuzun bildiği üzere, 51. Bölge sıkı bir şekilde korunuyor. İçeriye girmek kesinlikle yasak. Sınıra kadar gelip içeriyi izlemeye kalkarsanız ve sınırdan uzaklaşma ihtarına uymazsanız, yüksek miktarda para cezasına çarptırılırsınız.

blg

51. Bölge

Oldu da içeriye girmeyi başardınız…Girdiğiniz zaman, güvenlik güçlerinin sizi vurma yetkisi var. Hatta UFO aşıkları için en önemli savunmalardan biri de “Amerikan başkanı bile içeriye izinle giriyormuş” cümlesi. Sizi bilmem, ama bu bana o kadar da garip gelmiyor. Biz devlet başkanlarını her şeyin üstünde tutuyoruz diye, herkes böyle olmak zorunda değil. Birileri ülke sırlarını ve güvenliğini her şeyin üstünde tutuyor ve bizden çok daha mantıklı hareket ediyorlar. Ne mutlu onlara!

 

Esas sorun, “başkanlar bile girme izni alamıyor” gibi bir durumda ortaya çıkardı bence, ama böyle bir şey yok. Gidip orada yapılan çalışmaları görebiliyorlar. Hillary Clinton, Ankara’ya deniz getirmek kadar heyecan verici (!) olmasa da, başkan seçilirse bu bölgeyi inceleme sözü vermişti seçmenlere. Anlaşılan onlar da oyuna kendilerini kaptıranlardan…

Tanık Olduğunu İddia Edenler…

Bundan bir süre önce Boyd Bushman adlı bir adam ortaya çıktı. Kendini kaydettiği (aslında bence kendini kaybettiği) videoda, bölgede dünya dışı canlılarla ilgili çalışmalar yapıldığını iddia etti ve buna dair birtakım fotoğraflar gösterdi. Yine iddialarına göre, orada bulunan canlılar 2 gruba ayrılmıştı. Gruplardan biri Quintumnia adlı bir gezegenden gelmişti.

İki gruba ayrılmalarının nedeni olarak, bir kısmının daha dost canlısı, bir kısmının ise düşmanca tavırlar sergiliyor oluşunu göstermişti Bushman. Merak edenler için video burada. Gösterdiği fotoğraflara videodan bakabilirsiniz.

bb

Öncelikle, “Bushman, ölmeden önce itiraf etti” şeklinde sunulan haberlere itibar etmemek gerekiyor, çünkü bu kişi bunu yıllardır yapıyordu. 2007 yılındaki bu videoda ve 2012 yılındaki şu videoda olduğu gibi…Ölmeden önce biraz da ben yiyeyim şu şöhretin kaymağını demiş sanırım amcamız.

Dikkat ettiyseniz, dünya dışından canlıların söz konusu olduğu birçok yerde, bu canlıların fiziksel yapı olarak ille de insana benzetildiklerini görmüşsünüzdür. İnternette dolanan sahte “uzaylı otopsisi” videolarından, Bushman’ın gösterdiği fotoğraflara kadar… Bunun neden kaynaklanıyor olabileceğine dair görüşe biraz daha ileride değineceğim. Ancak Bushman’ın da buna sadık kaldığı ve yine ‘bize benzer’ canlıların fotoğraflarını gösterdiğine dikkat edin.

Gösterdiği fotoğraflarda, bu tür yerlerde mutlaka kullanılan “çok gizli” damgasını görmüyoruz. Bunu önemsemeyenleriniz olacaktır, ama sır kapsamına giren askeri belgelerde, bu olmazsa olmaz koşuldur diyebiliriz. Telefon ile çekilip bilgisayara atılmış gibi bir gelişigüzellik söz konusu fotoğraflarda. (Aslında telefonla bile değil, tost makinesiyle çekilmiş kadar berbat kalitedeler) Üstelik sadece fotoğraflar var, belge ile desteklenen bir durum yok.

toyAnlattığı konularda -özellikle fiziği ilgilendiren kısımlarda- tutarsızlıklar mevcut. O ayrıntıya girmiyorum, ancak anlatılanlarla çok ilgilenen kesimin bilim insanlarından değil, paranormal olaylarla ve UFO’larla alakadar kişilerden çıkması da bunu yeterince destekliyor.

Söylediklerinin saçmalığına son ve en gülünç kanıt, fotoğraflarda gösterdiği şeyin bir Cadılar Bayramı dekoru olan oyuncak uzaylı bebek olması. KMart’ta 1990’lı yıllarda satılan oyuncak bebek işte bu (solda)

Bu konuyla ilgili olarak yayınlanan videoda, oyuncağın gözlerinin bir sahnede biraz daha kapalı olduğunu göreceksiniz. Günümüzdeki teknoloji içerisinde böyle şeyleri yapmak 2 dakika bile almıyor. Mesela ben Photoshop ile bunu hemen yapabilirim. O yüzden “ama gözünü açtı/kapadı” gibi itirazlara takılmayın ve ayrıntılarda boğulmayın.


Günümüzdeki teknoloji demişken…Size en yeni örneklerinden birini göstermek istiyorum.

Aşağıdaki linkteki videoyu görmüşsünüzdür. Bir süre boyunca hakkında olmadık konuşmalar yapıldı. Zaten video altındaki yorumlara da bakacak olursanız, insanımızın böyle şeylere inanmaya ne kadar meyilli olduğunu göreceksiniz.

yorum yok

Birçok kişi inanıp bunun ne olabileceğini “Hızır idi, melek idi, Hızır idi, melek idi” diye düşünürken açıklama geldi; Çin’de Dragon Totem Girl (orijinal adıyla Zhu Xian 2) adlı bir oyun için yapılmış bir reklam filmi…Zaten Youtube üzerinde, oyunun kendi web sitesindeki video ile, birilerinin tahrif ederek gerçekmiş gibi yayınladığı video arasındaki farkları bulabilirsiniz. Bunlardan en çarpıcı olanı, kızın  adamı kurtardıktan sonra yolun ortasında bıraktığı kendi imzası…Bunu acemice silmeye çalışmışlar videodan. Her neyse, isteyen tek tek bulup inceleyebilir.

Yine Çin’de bir hologram denemesi; inanılmaz değil mi?

Videoyu oynatamayanlar olursa, onlar için de bir fotoğraf koyalım.
hol
Oysa orada öyle binalar yok. Tamamen hologram teknolojisi kullanılarak, orada varmış gibi gösterilen yapılar bunlar.

Teknolojinin artık nelere kadir olduğunu bilmezmiş gibi, her önümüze konana inanıyoruz. Yapmayalım bunu lütfen! Öyle “gözümle gördüm” savunmasını da her şeye çat diye yapıştırmayalım. Gözünüzle görmüş olmanız, gerçek olduğu anlamına gelmiyor teknoloji çağında.


Dönelim konumuza. Böyle deneyimli bir mühendisi böyle şeyler yapmaya iten nedir?

Bazılarınızın aklına şu soru gelecek “ya bu oyuncak, gerçek uzaylıları bilen birileri tarafından özellikle onlara benzetilerek yaptırıldıysa?” O halde düşünmeniz gereken şey şu; ya birileri böyle düşünmenizi istiyorsa? Neden istesinler sorusunun yanıtına, yine yazının daha ileri bölümlerinde geleceğiz.

Bir ara da Bob Lazar diye bir adam çıktı sahneye. Bu arkadaş da bir talk show programına katılarak nefes nefese bir şekilde 51. Bölge’den 1 hafta önce kovulduğunu, peşinde birilerinin olduğunu ve onlardan kaçtığını, uzaylılarla iletişim kurduklarını falan anlatmıştı. Tom Mahood adlı bir araştırmacının yaptığı araştırmalar sonucu görülen o ki, Lazar’ın kendi hayatı dahil birçok konuda söylediği şeyler birer yalanmış. Mahood tüm bunları kendi web sitesinde de yayınladı.

51. Bölge’de neler olup bittiğine dair tahminlerle devam edelim.

Kimilerine göre bölgede, ışık hızını aşmaya ve zamanda yolculuğa dair denemeler yapılıyor. Aslına bakarsanız uzaylı masalından daha tutarlı bir tahmin bu. Zaten NASA’nın projeleri arasında ‘warp teknolojisi‘ ile ilgili çalışmalar var.

Parçacık hızlandırıcı deneylerde de ışık hızını aşmanın yolları aranıyor. Yani birilerinin ışık hızını aşmaya ya da zamanda yolculuk yapmaya çalıştığı bir sır değil.

Kimilerine göre tanınmış bazı bilim insanları bu bölgeye UFO benzeri araçlarla girip çıkarken görülmüş.

Tam bu noktada, yukarıda söylediğim ‘gözünüzle görseniz de emin olmayın’ kısmına geri dönmek istiyorum. İnsanlardan çok şiddetli itirazlar geliyor; “Kendi gözlerimle gördüm. Kesinlikle UFO’ydu” gibisinden. Bakın dostlar! Görmüş olabilirsiniz. Gördüğünüz şey gerçekten uçan, tanımsız garip bir cisim de olabilir. Önemli olan esas kısım, o şeyi kimin ürettiği…Biliyorum, gönlünüz başka gezegenlerden gelenlerin üretmiş olmasından yana, ancak hiç düşünüyor musunuz bunu dünya üzerinde, teknolojide son derece ileride olan bir ülkenin üretmiş olabileceğini?

Her ne kadar raporlarda casus uçak denemeleri yapılıyor denilse de, uydu görüntülerinden, oradaki uçak pistlerinin yıllardır kullanılmamış olduğu belli olacak şekilde kumlarla kaplanmış olduğu görülüyor. Adamlar belli ki alışılmış uçaklardan farklı araçlar üzerinde çalışıyor ve piste ihtiyaçları yok. Denemesi yapılan şeylerin UFO benzeri tuhaf cisimler olabileceğini ve kalkış/iniş sırasında farklı bir teknoloji kullanılabileceğini aklınızda bulundurun.

Size bununla ilgili tek bir örnek vereceğim. Bundan fazlası da var, ancak 1 tanesi yeterli.

u2
Normal bir vatandaşın gökyüzünde denk gelirse “ama gözümle gördüm” diye ortalığı ayağa kaldıracağı
cinsten bir makine…Peki nedir bu?

uNorthrop Grumman X-47B denilenAmerikan savunma teknolojisi şirketi Northrop Grumman tarafından geliştirilmiş bir hava aracı. Üstelik de insansız…Umarım demek istediğim net bir şekilde anlaşılmıştır.

Bunu geliştiren adamların, bu uçağı hızlı ve sessiz yapabileceği ya da buna nasıl tuhaf ışıklar ekleyip havada ışıklar saçtırabileceği de herhalde iyi kötü tahmin edilebiliyordur.


 

İçeride Neler Oluyor?

Konuya dair en mantıklı çalışma Popular Science dergisi tarafından yapıldı. Derginin haberine göre, Las Vegas Havalanı’ndan her sabah üzerinde hiçbir yazı olmayan ve uçuş kayıtlarında görünmeyen Boeing 7 tipi bir uçak kalkıyor. Uçak akşam saatlerinde geri geliyor ve içinden çıkan yüzlerce insan kalabalığa karışıp kayboluyor. Bunların, orada çalışan mühendis, bilim insanı ve teknisyenler olduğu söyleniyor.

Bu kadar gizliliğe ne gerek var diyorsunuz belki. Ancak bahsettiğimiz ülkenin huyu, suyu malum… Ürettikleri şey büyük ihtimalle savaş teknolojisi ve başka birilerinin eline geçmesini hiçbir şekilde istemeyecekleri bir şey.

Pop-Sci’nin haberine devam edelim. Irak’ta kullanılan U-2 ve S7 casus uçaklarının burada geliştirildiği söyleniyor. Çalışmaların hâlâ sürdüğüne dair en büyük kanıt, binlerce kilometreden bile hissedilen ancak anlam verilemeyen sesler… Uzmanlara göre bunlar ses hızının birkaç katına kadar çıkabilen hızdaki test uçaklarının gürültüsü. Deprem ölçüm cihazlarıyla bile ölçülebilen sarsıntılara sebep oluyorlar, ancak hiç kimse bunların nereden geldiğini bilmiyor. Dergiye göre USAF ((The United States Air Force – Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri ) bütçesinde, her yıl 9 milyar dolar ortalıktan kayboluyor. Bu para, bu “karanlık” işlere yatırıldığından kimse hesabını soramıyor.

Roswell Vakası

Yine UFO ve yaratık bağımlılarının en sevdiği konulardan biridir bu.

Tarih 8 Temmuz 1947. New Mexico’da (evet, ne hikmetse yine ABD’de) bulunan Roswell Kasabası’nda yaşayan bir çift, tuhaf bir şeyler gördüğünü yetkililere bildirdi. Arkasından Kenneth Arnold isimli bir adam, kasabanın şerifine yine tuhaf bir şeylerin parçalarını gördüğü haberini verdi. Bölgede incelemeler yapıldı, enkaz haline gelmiş bir ‘şey’in parçaları toplandı. Bir anda hiçbir şey olmamış gibi her şey hasır altı edildi. Hükümet, düşenin bir UFO değil meteoroloji balonu olduğunu ve incelenmek üzere bir yere götürüldüğünü -ki o yerin 51. Bölge olduğu söyleniyor- açıkladı.

Srsöylenene göre bu enkaz bir UFO’ya aittir ve içinden 3 adet “uzaylı” çıkmıştır. Bunlardan biri kaza anında, biri de yaralı olduğu için biraz daha sonra ölmüş, üçüncü ise sağ kalmıştır. Bu sağ kalan sorgulanmış (nasıl aynı dili konuşup, anlaşabildiler bilinmez), ardından basına “sızan” otopsi videoları ortalıkta cirit atmaya başlamış, nihayetinde o videoların sahte olduğu ortaya çıkmıştır.

1994 yılında, enkazın aslında o zamanlar SSCB olan Rusya’nın nükleer çalışmalarını izleyen bir casus balonuna ait olduğu itiraf edildi. Peki o zaman cesetler neyin nesiydi? Farklı bir olayda, bir yakıt uçağının patlaması sonucunda ölen uçuş personeline aitti bunlar ve Roswell Olayı ile birleştirilip basına sunulmuşlardı. Bir tanesi -en meşhur olanı- hariç…

Buraya kadar yazılanlar açıklamaktan ziyade kafa karıştırıcı. Ancak esas önemli itiraf, yıllar sonra geldi. Tony Braglidea isimli bir araştırmacının yaptığı çalışmalarla ortaya çıkan sonuç şuydu; uzaylı diye senelerce karşımıza çıkarttıkları o meşhur ceset ve fotoğrafı, Mesa Verde’de yaşamış bir kabiledeki yerli bir çocuğun mumyalaşmış bedenine aitti.

Bu itiraflar ortalıkta yankılanırken bizim ülkemizde nedense duyulmazlar. Bizde âdettir; gerçeklik payı olup olmadığı araştırılmadan bir haber yapılır. Sonrasında, eğer haber bizim ülkemizle ilgili değilse o habere dair yeni gelişmeler takip edilmez. İnsanlar da, eğer başta yapılan haber yanlışsa, arkasından gelen yeni gelişmeleri bilmeden yanlışa inanmaya devam ederler ve araştırma gereği duymazlar.

Hiç itiraz etmeyin bu kısmı okuyup! Bu yalan haberleri ve bunlara inanma konusundaki becerimizi “mavi Ay” ve “Mars Ay kadar görünecek” zırvalıklarından hepimiz gayet yakından biliyoruz. Kandırılıyoruz sürekli, ama bunun hesabını sormaya da uğraşmıyoruz. Kabul edelim ki gerçekleri araştıran ve hakkını aramayı bilen bir millet değiliz. Her neyse…

İnsan Olmak…

Şimdi insan psikolojisine bir göz atalım. İnsanlar her zaman gizemli ve ilgi çekici şeylerden yana tavır almaya meyillidir. Hatta bununla ilgili çok hoşuma giden bir örnek vereceğim sizlere. Ramanujan ismini kaçınız duydu, bilemiyorum. Belki de hiç biriniz duymadınız.

rm

Srinivasa Aiyangar Ramanujan

Ramanujan, matematikte ‘sonsuz’ kavramına getirdiği yorumlarla bilinir. Değişik formüller ve çözümler sunar insanlara ve “sen dâhi misin?” sorusunu duyar sık sık. Hayatı boyunca, o özgün formülleri nereden bulduğu sorusu ile karşılaşmıştır. Bunu soranlara önceleri gerçeği söylemekteydi: Çok çalışmak, çok hata yapmak ve bunları düzeltmek için yine çalışmak, bu uğurda dirsek çürütmek…(Ki bu deyimin hakkını veren ender insanlardandı. Zira öyle fakirdi ki, parası olmadığından kağıt alamaz ve bir yerlerden edindiği bir diz üstü tahtasında problem çözer, silgisi de olmadığından bunları dirseğiyle sile sile gömleklerinin dirsek kısımlarını yırtardı)

İnsanlara çok çalışarak bu sonuçlara ulaştığını söylediğinde, onları buna inandıramadığını gördü. Ne demekti çok çalışarak böyle sonuçlara ulaşabilmek? Yetmezdi. Daha farklı bir şeyler olmalıydı, daha doğa üstü şeyler… Çareyi onlara yalan söylemekte buldu. Kendi dininde kutsal olan Namakkal isimli bir tanrıçanın geceleri rüyasına girdiğini, bu formülleri ona rüyasında Namakkal’ın fısıldadığını anlatmaya başladı. Şimdi herkes tatmin olmuş gibiydi ve kendi işlerine bakabilirlerdi artık. Böylece Ramanujan da biraz olsun kafasını dinleyebildi.

Görüldüğü gibi, insanlar doğa üstü ya da kanıtı olmayan (yahut şaibeli olan) şeylere inanmak konusunda her dönem aynı davranıyor. Oysa gerçekler her zaman çok daha basittir. Bu ‘dünya dışından gelenler’ konusunda insanların tavrı, Namakkal’a inanmayı tercih edenlerin tavrına çok benziyor. Gizemliyse gerçektir.net!!!

Yine Peru’daki Ica taşları olayı da, insanların ne kadar kolay kandırıldığının bir örneğidir. Bu taşların üzerine çeşitli ilginç resimler çizilmişti. Bu resimlerde Aztekler’i dinozorlarla savaşırken veya açık kalp ameliyatı yaparken görebilirdiniz. Uzunca bir süre insanlar Aztekler’in böyle olağanüstü gelişmiş bir uygarlık olduğuna bu taşlar yüzünden inandı.

Sonra ne oldu biliyor musunuz? Çiftçinin biri, bunları para kazanabilmek için kendisinin çizdiğini itiraf ederek tutuklandı (:

Neden Tüm “Uzaylılar” Anatomik Olarak İnsana Benziyor?

Başta belirttiğim ve sizin de sürekli şahit olduğunuz üzere, ne zaman dünya dışından geldiği iddia edilen bir yaratık videosu, fotoğrafı görsek ya da filmlerde bunlara rastlasak, hep 2 eli, 2 kolu, 2 bacağı olan, kafası insanınkinden biraz daha büyük olan, iri siyah gözlü şeyler görüyoruz. Filmlerde çeşit biraz daha fazla, ama gerçek olduğu iddia edilenlerin hepsi bu tip. Neden?

Madem gizemli olaylara bu kadar meraklısınız, ben size düşünmeniz gereken daha gizemli, ama bir yandan da gerçek olan bir şey söyleyeyim; evsizler. Evet, ABD’de “homeless” olarak bilinen fakir insanlar… Nereden çıktı şimdi bu?

Soru-cevap yapalım biraz. ABD’nin (halkından bahsetmiyoruz) çok merhametli, iyi kalpli, cici bir ülke olduğuna inanan var mı içinizde?
Tahminimce yanıt büyük oranda “hayır”…

Peki ABD’nin, amacına ulaşmak söz konusu olduğunda her yolu deneyeceğini düşünen kaç kişi var?
Tahminimce çok…

Özellikle savaşlar söz konusu ise, bunun için her türlü riski göze alacağına inanan kaç kişi var?
Yine çok…

Şimdi arada biraz bağlantı kuralım. Bu kısım bilimsel değil. Sadece parçaları birleştiriyoruz. ABD’de binlerce evsiz var ve bunların çok büyük bir kısmı şu an kayıp. Bu insanların ne sınırlardan giriş-çıkış yaptıkları belirlenmiş, ne de öldükleri…Tamamen sırra kadem basmış gibi görünüyorlar. Öte yandan “uzaylıların” anatomik olarak hep biz insanlara benzediğini söylediğim kısmı hatırlarsınız ve hatırlamamız gereken bir şey daha var; her çeşit canlının genleriyle feci şekilde oynanabildiği gerçeği.

…ve 51. Bölge adı verilen, kimsenin giremediği, içeride deneylerin yapıldığı bir yer var. Bağlantıyı kurabildiniz umarım. Kuramadıysanız gözlerinizi 51. Bölge’den biraz olsun ayırın ve FEMA kamplarını araştırmaya başlayın. Oradaki binlerce boş tabutun ne için hazırlandığını bilene bir çift kundura hediye :p

Aslında çok şakası yapılacak konular değil bunlar. Siz farklı gezegenden gelen yaşam formlarının, burada bizden saklandığını, hükümetlerin bunları gizlemek için bin takla attığını sanıyorsunuz. Oysa aslında çok daha ciddi dolaplar dönüyor olabilir ve uzaylı yalanları, bunların yanında pamuk şekeri gibi kalabilir.

Bunu Neden Yapsınlar? Deli mi Bunlar?

Bana sorarsanız evet.

Bana sormadığınızı farz ediyor ve yanıt aramaya çalışıyorum.

Biliyorsunuz, biz bir bilim sitesiyiz. İnsanların “komplo teorisi” dediği şeylere burada yer vermek çok da doğru değil. Fakat…

Fakat, dünyadaki her şey sadece bilimin sınırları içerisinde kalmıyor ve dünyadaki herkes iyi, erdemli değil. Bu yüzden, içine hükümetlerin karıştığı bu tür olayları biraz da siyasal olarak ele almak gerekiyor. Bu durumda, belli bir tarihte ortaya atılmış, ama son zamanlarda da iyice çığrından çıkmış olan bu uzaylı deliliğinin yalan olduğunu iddia ettiğimizde, bu yalanın kimin, ne işine yarayacağını da belirlememiz gerekiyor.

Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon saldırılarını bilirsiniz. Bu saldırılar yapılmadan 7 sene kadar önce, piyasaya bir kart oyunu sürüldü. İsmi lazım olmayan bu oyunda 2 adet kart vardı ki, insanın çenesini zemine düşürecek cinsten…Bakalım neymiş;
neDaha saldırı yapılmadan, saldırıyı kabak gibi gözümüze sokan 2 kart. Hımmmm…

Bu oyundaki kartlar, Obama gibi siyahi bir başkanın seçileceğini, Japonya depremini ve başka birçok şeyi, gerçekleşmelerinden yıllar önce ne hikmetse bu şekilde yayınlamıştı.

Gelelim aynı oyundan başka 4 karta;
neeSahte uzaylı istilaları, uzaylılardan para yardımları, uzaylılar tarafından kaçırılmalar vesaire…
Sakın birileri bizi, önceden planladıkları sahte uzaylı istilalarına hazırlıyor olmasın? Kesinlikle olmaz, hayatta olmaz, kalıbımı basarım olmaz, zinhar olamaz diyebilecek olanınız var mı? Varsa düşmanını iyi tanımıyor demektir.

Niyet Kötü, Taktik İyi…

Bakın dostlar, bir şeylere birilerini inandırmak istiyorsanız ve o şey çok büyük boyutlu bir şeyse, önce buna o birilerini yavaş yavaş alıştırmak zorundasınızdır. Damdan düşer gibi yaparsanız, ön göremeyeceğiniz tepkilerle karşılaşabilirsiniz çünkü.

Hani meşhur kurbağa hikayesi vardır; kurbağayı kaynar suya atarsanız kaçmaya çalışır doğal olarak. Ancak aynı kurbağayı suyla beraber yavaş yavaş ısıtmaya başlarsanız, su kaynamaya başladığında kurbağa ne olduğunu fark etmez ve haşlanarak ölür, çünkü içinde bulunduğu duruma alışmıştır.

Çevrenize bir bakın! Bu uzaylı muhabbetleri ne kadar sık dönmeye başladı ve ne kadar da normal karşılanır oldu UFO görmek… Elimizi sallasak uzaylı gören birine çarpıyor artık. Neden? Çünkü alıştırılıyoruz, çünkü birileri insan psikolojisini iyi biliyor, çünkü birileri bu konunun üstüne böyle hevesle atlanacağından emindi ve yanılmadı.

Benzer dolaplar yapay zeka olayında da dönüyor ne yazık ki. Tek fark, yapay zekaların gerçek olması.

Burada bu konuyu kesiyorum. Ancak bu işlere gerçekten meraklı olanlara, araştırmalarını tavsiye edeceğim şeyler var; Mavi Işın Projesi, Monarch Beyin Kontrolü Projesi, çoğunuzun adını duyduğu HAARP tesisleri, FEMA Kampları, vaadedilmiş topraklar ve Mesih Planı…Göreceksiniz ki uzaylı safsataları başka şeylerin hazırlığı ve bilimsel bir yanları yok.

Buraya kadar size “zırva” gibi gelebilecek şeyleri bu yüzden anlattım. Bu uzaylı olayları artık gerçekten saçma bir hal almaya başladı. Artık biraz şüpheyle yaklaşmanızın zamanı geldi bu olaylara. UFO’cu şarlatanların ekmeğine yağ sürmeyelim ve lütfen artık astronomiyi, UFOloji ve astrolojiden ayırmayı öğrenelim.

Bir de not; her şeye olamaz gözüyle bakıp komplo teorisi diyenler, Aziz Nesin’in Ah Biz Eşekler adlı hikayesini okusunlar ^^


 

Hiç mi İhtimal Yok?

Drake Denklemi, dünya dışı akıllı yaşam olasılığını hesaplamak için ortaya atılmış bir denklemdir. Şu verilerin çarpılmasıyla hesaplanır:
* iletişim kurmayı umabileceğimiz uygarlıkların sayısı
* galaksimizde yıllık yıldız oluşma miktarı
* bu yıldızlardan gezegene sahip olanların sayısı
* gezegeni olan yıldız başına düşen, yaşama elverişli gezegenlerin ortalama toplam sayısı
* bu gezegenlerin arasında herhangi bir şekilde yaşama uygun bir ortamın oluştuğu gezegen sayısı
* bunlardan kaçında zeki uygarlıklara geçildiği
* bunların sinyal yollayabilecek olanları
* böyle uygarlıklar tarafından uzayda yayınlanan tespit edilebilir sinyalin süresi

Bütün bu verileri -tahminen bile biliyor olsa- dedem de hesaplardı bunu, demeden edemiyor insan.

Buna karşı Fermi de der ki, yeterli büyüklük ve olasılığa rağmen, gerekli kanıtların bulunamamasından dolayı, böyle uygarlıklara henüz rastlanmamış olması bir paradokstur. (Detaylı bilgi isteyenler buraya)

Uzay çok çok büyük ve mesafeler akıl almaz boyutlarda… Biz henüz Mars’a bile gitmekte zorlanıyoruz. Bizden daha zeki bir topluluğun bunu başarmış olacağının garantisi yok. Belki bir yerlerde varlar, ama onlar da sadece kendi Mars’larına, Neptün’lerine kadar gitmeyi becerebiliyorlar. Belki bir yerlerde sadece atlarla dolu bir gezegen var. Belki 3 gözlü, 2 burunlu garip varlıkların olduğu gezegenler mevcut. Olasılıklar sonsuz sayıda ve biz inatla bize dayatılana inanıyoruz.

Bu konularla ilgili bir şeyler ortaya çıkınca hemen yalanlanıyor. Bunun sebebi, bizden saklamaya çalıştıkları şeyin gerçek olması değil. Bizden saklamaya çalıştıkları şeyin yalan olması. Düşünün, Roswell hikayesiyle başlayan ve sonu gelmeyecek gibi görünen bir uzaylı furyası var. 1 değil, 3 değil, 5 değil…Tam 10 kavanoz bal !!! Pardon, kendimi kaybettim -_-

Bu olaylar 1 ya da 2 tane değil, artık yüzlerce. Eğer gerçekse, saklanacak yanı falan kalmadı. Hâlâ saklanmaya çalışılıyorsa orada bir bit yeniği var demektir.

Ayrıntılar, Ayrıntılar…

Gelelim başka bazı ufak detaylara… Nedendir bilinmez bu UFO’lar hep ABD’ye gittiklerinde yetkililerle görüşmeyi akıl ederler. Dünyanın neresinde görülürlerse görülsünler, hepsi bir şekilde ABD ile temasa geçer. Nedense Türkiye’de UFO gören vardır, ama ondan inen bir uzaylıyı gören yoktur. Hep öyle “ışıklar saçarak dolanan” cisimlerden bahsedilir, ama o kadar…

Nedense uzaylı foto ve videoları basına bir şekilde “sızar”. Nedense “sızdıranlar”ın başına hiçbir şey gelmez. Birileri özellikle sızmasını istiyor olmasın? Yok canııım, ABD’ye güvenimiz tam, olur mu öyle şey?

Nasıl oluyorsa bunlar başka gezegende yaşıyor olmalarına rağmen ileri seviyede İngilizce biliyorlardır ki yetkililere dertlerini anlatabilirler, sorguya falan çekilirler. Diyeceksiniz ki “bilinç seviyeleri çok yüksek, o yüzden her şeyi anlıyorlar”. Değil güzel kardeşim. Bizim bilinç seviyemiz o kadar düşük ki, birileri bizi güzelce enayi yerine koyuyor.

Hele o çok yüksek teknolojiyle gelip burada araçlarını düşürmeleri en tatlısı. Sanırsın ki kaportacı Hasan Usta yaptı UFO’yu…

NASA’ya Ay’a gittiği konusunda bile güvenmeyen adamların, ABD’nin UFO yalanlarına inandığını görmek çok acı. Çok daha basit bir olayı bile sorgulayabiliyorken, böyle garip şeylere gözü kapalı inanmak neyle açıklanır, bilemiyorum.

Eski ABD Başkanı Ronald Reagan bir konuşmasında şöyle cümleler sarf etti; videosu burada. Adam açık açık diyor ki, farklılıklarımızın ortadan kalkması için dış bir tehdide ihtiyaç olabilir. Şimdi anlıyor musunuz sahte bir uzaylı istilasında herkesin kimin kucağına koşacağını “teknoloji sende, koru bizi” diyerek?


 

Sahtekarlar İş Başında

Yazı bitti sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Şimdi gelelim başka, ama bağlantılı konulara. Sağda solda bulunan ve çok eski çağlardan kaldığı söylenen uzaylı ya da UFO figürleri gerçek mi? Duymuşsunuzdur, filanca mağara duvarında bilmem kaç bin yıllık uçan daire resmi bulundu gibi haberleri. Bunlar gerçeği ne kadar yansıtıyor?

Eğer yukarıda anlattığım bazı bilim dışı şeyler kafanızda bir ışık yaktıysa, buna vereceğiniz cevap şöyle olabilir; beni kandırmaya niyetli olan adam, o resimleri oraya kendisi çizip bana 3000 yıllık diye yutturabilir. Çok mantıklı bir cevap olurdu bu.

’70’li yıllarda Dr. Zaisev diye birinin “antik” olduğunu onayladığı mağara çizimine bakalım;
kopyaBu resim eğer gerçekten söylenildiği gibi antik olsaydı, burada şaşacağımız tek bir şey olurdu; ilk defa 15. yüzyılda kullanılmaya başlanmış olan perspektif sanatının burada ne aradığı.

Bir süre sonra ortaya çıktı ki, bu öyle antik bir resim falan değildi ve 1967’de çıkmış bir dergiden alınmaydı;
esas

Rönesans tablolarının çoğunda UFO’lara benzetilen nesneler bulunuyor. Bunlara yakından bakıldığında aslında melek kafalarından oluşma bulutlar olduğu veya gökyüzünde cennete açılmış kapılar falan olduğu açıkça görülüyor.

Kiev Kozmonotu gibi bazı ne olduğu belirsiz heykeller de mevcut.  Onun da Ukrayna’da bulunduğu ve 6000 yaşında olduğu iddia edilmişti. Daha sonra Rusya-Çin sınırı civarında bulunduğu ve Milattan Önce 700 yılına ait olduğu söylendi.

ds

İşte o küçük dostumuz

Araştırmaya kalkarsanız doğru dürüst bir bilgiye ulaşamayacağınızı görürsünüz.
Bana Red Kit çizgi romanlarında, ateş başında dans eden Kızılderili büyücülerini hatırlatıyor daha çok. Şuna benzer bir şeyler olurdu kafalarında, ama suratları çok daha farklı bir maskeden ibaretti;
Untitled-1Belki de yerel bir giysidir sadece, günümüze ulaşmayan.

Yine meşhur bir figüre bakalım. İspanya’da bulunan Salamanca Katedrali’ndeki astronot oyma;
fakeKatedral 12. yüzyılda yapılmış. O halde bu astronotun orada işi ne? Cevap şu sihirli kelimede; restorasyon! 1992’de bazı yenilikler yapılmış ve bu esnada modern motifler eklemeye de karar vermişler. Sonuç ortada…

Abydos’taki hiyeroglifler de meşhur uzaylı kanıtlarındandır (!).
pffOrijinalinin tahrif edildiği düşünülüyor. Şurada, esasında çizilmiş olan figürlerin ne olabileceğine dair tahminlerin görüldüğü bir değerlendirme var;
abyÖrnekler bu şekilde uzayıp gidiyor. Hepsiyle ilgili tuhaflıklar ve çelişkiler mevcut. Bu yüzden şahsen bunları birer delil olarak görmüyorum.

Piramitleri Kim Yaptı?

Piramitleri sizin, benim gibi insanlar yaptı. Senelerce o taşların oraya nereden geldiği, nasıl geldiği, nasıl üst üste kondukları büyük bir gizemmiş gibi anlatıldı medyada. (Medya zaten silah olarak kullanılmaya müsait bir şey). Sonra ortaya çıktı ki taşlar 300 metre ilerideki bir taş ocağından getirilmiş, çeşitli makara ve rampa sistemleri kullanılarak taşınmış ve üst üste konmuş, üstelik de köle sınıfı tarafından değil, içlerinde saygın mimarların da olduğu işçiler tarafından yapılmış.

Piramitlerde hayret uyandıracak bir şey varsa, o da ince ince ölçülüp hesaplanmış birtakım özelliklerdir. Piramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu oda, doğduğu ve tahta çıktığı günler olmak üzere, yıl boyunca sadece 2 gün güneş ışığı alır. Bu gibi özellikleri güzeldir piramitlerin. Mısırlılar geometride son derece gelişmiş bir toplumdu, ama bundan öte bir şey aramamak gerekir. Arayacaksanız da bunu uzaylılarda değil büyülerde aramanız gerekecek. Zira Mısırlılar uzaylılarla değil, büyü ve metafizik olaylarla haşır neşirdiler. Hatta inanan insanların bir iddiası da bu yapıların uzaylılar tarafından değil, Hz Süleyman’ın emrinde de çalışmış olan cinler tarafından yapıldığıdır.

Neyse, konu farklı yere gitmesin.

Gelişmiş ve sonra yok olmuş uygarlıklara dair de birtakım söylentiler var. Atlantis, Mu Kıtası gibi…Bunları uzaylılarla bağdaştırmak anlamsız. Şu anda biz de gelişmiş sayılan bir ırkız ve buraya kadar kendi gayretimizle geldiğimiz açık. Öyle olmasaydı bilim tarihi diye bir şey de olmazdı. Aşama aşama geldiğimiz gayet açık…O toplumların da -eğer var oldularsa- kendi gayretleriyle belli bir gelişmişlik seviyesine gelmemeleri için bir neden yok.

Bu konuya özel ilgisi olup da hâlâ okumamış olanlara, Atatürk ve Kayıp Kıta Mu adlı kitap tavsiyemdir.


Gördüğünüz gibi dostlar, konu uzaylılar olduğunda hiçbir zaman tertemiz bir kanıt bulmanız söz konusu değil. Her şeyin altından bir şaibe çıkıyor mutlaka. Bu yüzden inanmaya olan isteğinizi bir kenara bırakarak şüpheci yaklaşmanız benden bir dost tavsiyesidir. “Ben yine de inanıyorum” diye inat edenler de en azından kafalarının bir köşeciğinde küçük bir acaba bıraksınlar. Günün birinde bir uzaylı istilası yaşanırsa, bunun altında başka bir şeyin yatıyor olabileceğini düşünüp uyanık kalmanızı diliyorum. Klasik olacak ama Hollywood o filmleri boşuna yapmıyor.