Astronomi ve Astroloji

bb

Uzun bir yazıya hazır olun! Bu yazıyı okumanız ve çevrenizdekilere de okutmanız çok önemli. Zira konumuz, insanlarımızda bir çılgınlık halini almış olan burçlar. Astroloji ve astronomiyi birbirine karıştıranlar da, bunu okuduktan sonra sanırım -ve umarım- artık ikisini birbirinden ayırmayı öğreneceklerdir.

Bu aralar NASA’nın, burçların değiştiğine dair bir açıklama yaptığına ilişkin haberler ortalıkta cirit atıyor. Önce bu konuda medyayla ilgili birkaç şey söylemek gerek… Dünyada da bunun örnekleri görülüyor olabilir, ama dünya yanlış yapıyor diye biz de bu yanlışlara ortak olmaz zorunda değiliz. Ülkemizde bilimin durumu içler acısıyken, üstüne bir de medyanın, yaptığı haberlerle buna tüy dikmesi insanın gerçekten canını sıkıyor.

Bir başka yazıda da değinmiştim; Ay mavi olacak veya Mars Ay kadar görünecek gibi tuhaflıklarla dolu saçmalıkları haber diye sunmak, insanları kandırmaktan öte bir şey değil. Bunu kimler, ne amaçla yapıyor, onu tartışacak değilim, ama insanlardaki “NASA diyorsa büyük ihtimalle doğrudur” algısını kullanarak, bir yalana inandırmak adına kırk doğru söylemek de hiç etik bir davranış değil.

NASA’nın bu konularla ilgili yazdığı nadir yazılar, astrolojinin bilim olmadığı üzerinedir. Burçların kaydığı bilgisi doğrudur. Fakat “Burçlar kaydı, yeni burcunuz da şu…Artık buna inanıp buna göre davranın” falan gibi bir şeyi NASA gibi bir kurumdan kesinlikle duyamazsınız, çünkü NASA için bunlar saçmalıktır. Zaten burç kelimesi takımyıldızları ifade etmek için kullanılır astronomide; karakter analizi ya da geleceğe ait yorumlarla alakası yoktur. O yüzden yalan dolan bir şeyi doğru bilgilerle harmanlayıp sunmak da insanları, yine en kibar tabiriyle kandırmaktır sadece.


Astroloji Nedir? Bilim midir?

Astrologlara soracak olursanız, astroloji bir bilim, hatta kimilerine göre bir inanç sistemi(!)dir. Fakat astrolojinin bir bilim olduğunu, astrologlardan başka iddia eden kimseyi bulamazsınız. Bilimsel olan herhangi bir siteye bakar ya da gidip herhangi bir bilim insanına astrolojinin ne olduğunu sorarsanız, verilecek cevapların içinde kesinlikle “Bilimdir” cevabı olmayacaktır. Zira astroloji bilim değildir.

Peki o zaman soruyu değiştirelim; astroloji ne iş görür, neye yarar?

Astrolojinin yaptığı, ağırlıklı olarak gezegenlerin ve belki biraz da yıldızların insanlar üzerindeki etkisini, insanların karakterini nasıl yönlendirdiklerini araştırmaktır. Yani astroloji size, hayatınızdaki şanslı veya şanssız dönemleri gösterip bunları kendiniz için fırsata çevirmeniz için yardımcı olduğunu; bunu da gezegenlerin hareketlerini, konumlarını baz alarak yaptığını iddia eder. Hatta toplumsal olayların gidişatını önceden bilmek, ülkelerin kaderini tahmin etmeye çalışmak gibi uğraşları da vardır.

Astrolojide 12 burç ve 12 ev bulunur. Her evi yöneten bir burç vardır. Koç Burcu ile başlayan Zodyak, Balık Burcu ile sona erer. Evler olayların geçtiği alanı, gezegenler ise olayları harekete geçiren güçleri ifade eder. Olayların hangi yönde ilerleyeceği, gezegenlerin kendi başına yaptıkları hareketlere ya da birbirlerine göre durumlarına göre belirlenir. Kişilerin doğum haritası da, kişinin doğduğu tarihteki gök cisimlerinin yeri belirlenerek çıkartılır ve buna göre yorumlanır.

Aslında daha çok metafizik denilebilecek işlerle uğraşır astroloji. Astrologlar evrendeki her şeyin birbiriyle sıkı bir ilişki içinde olduğunda inanır, her şeyi bir şekilde sembollerle ifade ederler ve bu sembolleri yorumlamaya çalışırlar ve soran olursa bunu gayet süslü bir şekilde de ballandırarak anlatırlar. Kulağa biraz falcılık gibi gelmiyor mu sizce de?

Her ne kadar “Biz geleceğe dair haber vermiyor, kehanette bulunmuyoruz. Sadece gök cisimlerinin hareket ve konumlarına bakarak tahminlerde bulunuyoruz” deseler de, geleceğe dair tahminlerde bulunmanın da bilim kategorisine nasıl gireceği tartışılır.

O halde neden bilim olduğunu iddia ediyorlar?

Çünkü, astronominin kullandığı birçok hesaplamayı kullanıyorlar, yani bir yere kadar bilimi kullanıyorlar, ama bir noktadan sonra bilimle yolları ayrılıyor ve olay farklı bir yere dönüyor.

Astronomi Nedir?

Gök cisimlerine ait özellikleri fizik, kimya, matematik gibi temel bilimler aracılığıyla açıklamaya çalışan bir bilimdir. Evrende bulunan her çeşit maddeyi ve bu maddelerin birbirleriyle etkileşimlerini inceler. Astronominin bir bilim olmadığını iddia eden birine rastlayamazsınız.

aa

Nedir peki bu ikisinin yolunu böyle olur olmaz yerlerde sürekli kesiştiren ortak payda?

Astronomi, siz doğduğunuz gün ve saatte, gökyüzündeki cisimlerin yerlerini belirleyebilecek bilgiye sahiptir. Astroloji ise bunu kişiselliğe indirger ve yorumlamaya çalışır.

Ne iş yaptıklarına bakarsanız, şuraya kadar yazdıklarımdan bile hangisinin bir bilim olduğu, hangisinin olmadığı gayet açık, ancak ben yine de kanıtlarla açıklamaya çalışacağım.

 

Savunmalar, İtirazlar, Vedikler, Tropikaller…

Gök olaylarından tahminlerde bulunma olayının kökeni çok eski tarihlere dayanır. Astroloji bir dönem krallara, devlet yönetimiyle ilgili akıl vermek amacıyla da kullanılmıştır.

Astrolojinin Bilimle İmtihanı adlı kitabın yazarı Tevfik Uyar, bu modern sömürü yöntemini masaya yatırmış. Hatta kendisiyle yapılan bir röportajda, astrolojinin çıkış noktasını şu şekilde özetlemiş: Astroloji Babil’de krallara sunulan bir ulema sınıfı hizmetiymiş.Takvim henüz icat edilmediğinden tarihler, Güneş’in bulunduğu takımyıldıza göre tayin ediliyormuş.

Yılın “balık” dedikleri, günümüzde mart ayı olan zaman diliminde bahar geliyormuş ve beraberinde de bahara özgü bazı olaylar gerçekleşiyormuş. Astronomik hesaplamaları henüz bilmediklerinden, tanrı saydıkları Güneş’in ara ara balık dedikleri eve uğrayınca baharın gelmesinden, “madem Güneş balığa uğrayınca bahar geliyor, peki mesela Venüs balığa uğrasa ne olur?” gibi düz bir mantık yürütmüşler. Mesela Satürn Oğlak burcuna geldiğinde bir kral ölürse, bundan sonraki gelişlerinde de yine önemli birinin öleceği, yani belli zamanlarda belli olayların tekrar edeceği sonucuna varmışlar.

Artık dayandığı kökenin günümüz bilgi birikimi ışığında ne kadar anlamsız olduğu kabak gibi görünse de, kabul etmek istemeyenler her daim çıkıyor.

Günlük Burç Köşeleri…

Fakat günlük burç yorumu denen olay bundan daha yeni… Bu olay 1930 yılına kadar ortalıkta yoktu. Peki nereden çıkmış bu saçmalık?

İngiltere prensesi Margaret doğduğu gün, Sunday Express Gazetesi’nin editörü John Gordon, Richard Harold Naylor adlı bir astroloğun yanına gitmiş. Amaç gazetede ilgi çekecek bir şey yayınlayıp tirajı artırmakmış. Naylor, prensesin doğum haritasını çıkartmış ve gazetede yayınlamışlar. Bunun üzerine gazete yok satınca, günlük burç yorumu köşesi gereksiz bir klasik olarak gazetelerde yerini almış.

Yeni doğan biri, gazetelerde bunları görerek büyüdüğünden böyle şeyleri kanıksamaya başlıyor ve normal karşılıyor. Bugün bu burç çılgınlığının önüne geçemiyor oluşumuzun bir nedeni bu. Burcunu son derece benimseyip, hayatındaki bazı kararları burç yorumlarına göre vermeye çalışan çılgınlar da mevcut. Bunların önüne geçemiyor oluşumuzun bir başka nedeni ise, insanların güzel şeyler duyup umutlanmaya olan ihtiyaçları.
yln

Devam edelim.

Efendim, astrologlara burçların kaydığını söylediğinizde savunmaları, onun Vedik astroloji (ya da Hint astrolojisi)  olduğu, kendilerinin ise mevsimsel astrolojiyi temel alan batı astrolojisini (ya da tropikal astrolojiyi) kabul ettikleridir.

Önce şu merak konusu olan burçların kayması konusuna bir değinelim. Sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Takımyıldızlar Gerçekten Takım mı?

Şimdi, inansak da inanmasak da, hepimiz “burcun ne” sorusuna bir cevap veriyoruz. Burcumuz olarak bildiğimiz şeyler acaba gerçekten öyle mi?

Gök küresi, hareket ettiği çok uzun dönemler sonunda ancak anlaşılabilen bir yapı. Bir gezegeni düşünün; mesela Venüs. Gün batımından hemen sonra görürüz bazen, birkaç saat sonra da ortadan kaybolur.

Hareketlerini kısa zaman aralıklarında net bir şekilde gözleyebiliriz.

Şimdi de bize en yakın yıldız olan Güneş’i düşünelim. Doğar, yol alır, batar…Bunu görmemek gibi bir şansımız yok, her şey gözümüzün önünde gerçekleşiyor. Peki takımyıldızlara gelince iş yine böyle mi?

Diyelim ki Orion Takımyıldızı’nı inceliyoruz. Mevsimsel olarak yer değiştirmesi dışında, bu yıldızların hepsinin kafasına göre bir başka tarafa gittiğini görmeyiz. Takım halinde gece göğünde belirir, sonra yine takım halinde kaybolurlar. Ancak gerçekte bu yıldızlar takım olmadığı gibi, birbirlerinden son derece alakasız yerlerdeler. Biz onların iz düşümünü görüyoruz ve onları aynı yerde birlikte olan bir grup yıldız sanıyoruz.

Orion Takımyıldızı’nda bulunan Betelgeuse yıldızı, dünyadan yaklaşık 650 ışık yılı uzaklıktayken, yine aynı takımyıldız içindeki Rigel adlı yıldızın uzaklığı yaklaşık 850 ışık yılıdır. Orion’daki diğer yıldızların da dünyaya olan uzaklıkları farklı farklıdır.

Aşağıdaki görselde bunu daha iyi algılayacaksınız.

tkmyldz

Soldaki yuvarlak gözlemci yerine geçiyor ve tam karşıdan baktığında, farklı uzaklıklardaki yıldızların iz düşümünü nasıl bir arada gördüğünü net bir şekilde açıklıyor.

Tüm takımyıldızlar için bu durum geçerlidir. Hatta bu yıldızlar son derece uzak mesafelerde olduklarından ve bunlardan yansıyan ışıklar dünyamıza çok uzun yıllardan sonra ancak varabildiğinden, bu yıldızların bazıları çoktan ölmüş bile olsa bundan haberdar olmamız yüz, hatta bin yıllar alacak demektir.

Bu yıldızlar takım olsunlar ya da olmasınlar, gök küresi üzerinde hareket halindedirler. Bir başka sıkıntı da, bunların takım halinde aynı yöne hareket etmiyor oluşlarıdır. Doppler etkilerine ait veriler incelendiğinde, bunların bir kısmının bize doğru, bir kısmının bizden uzağa doğru hareket ettikleri gibi değişik durumlara sahip oldukları görülür. Yani hareket yönlerinde de bağımsız yıldızlardır bunlar.

Peki Burçlar Gerçekten Kaydı mı?

İşte bu toplam hareketler, birkaç gece ya da yıl içinde gözümüzle algılayacağımız şekilde olmaz. Bunları fark edebilmemiz için bin yılların geçmesi gerekir. Yani Milattan önce 2000 yılında bir A noktasında bulunan bir yıldız, günümüzde B noktasına kaymıştır. Bu durum aşağıdaki sonucu doğurur:
burc

İşte burçlardaki kayma durumu budur. Başlığa bakıp da “Burçlar kaymaz” savunmasına geçmeyiniz. Burçlara bir şey olduğu yok; kayan şey tarihler. Milattan önce 2000 yılında belirlenmiş burçlara göre Koç burcunda olan biri, günümüzde aslında Balık burcundadır. Zaten Koç Noktası dediğimiz İlkbahar Noktası da Balık burcuna kaymıştır. Üstelik görselden anlaşıldığı üzere, Güneş her takımyıldızda eşit sürelerde kalmaz ve 13. takımyıldıza ait herhangi bir burç da bulunmamaktadır.

Bu Yılancı için tam zodyak üzerinde değil diye savunmaya geçenler de var. Orada olup olmaması bir şey değiştirmiyor gördüğünüz gibi. Güneş kısa bir süre de olsa bu burç hizasında bulunuyor günümüzde.

Yine aşağıdaki 3 görselden ilkinde, 2016 yılında takımyıldızların gökyüzünde nasıl görüneceği; ikincisinde bundan 4000 sene sonra 6016 yılında nasıl görünecekleri ve sonuncuda da, bu ikisini birbiriyle çakışacak şekilde üst üste getirmeye kalkarsanız, kaymanın miktarının az, ama bariz olduğunu göreceksiniz.

1

 

2

 

3

Görseller Stellarium adlı programdan alınma

Buraya kadar yazdıklarımdan da görülüyor ki, bu yıldızların bir takım halinde bir insana etki etmesi söz konusu olmadığı gibi, belki şu anda orada bile olmayan yıldızların da yine bir insanın karakteri veya hayatı üzerinde etkili olması mümkün değildir.

Tabi yine astrologlara sorarsanız, onlar yıldızların değil, gezegenlerin etkileri üzerinde çalıştıklarını iddia ederler. Oysa doğduğunuz zaman çıkarılan o harita Güneş’e göre takımyıldızların bulunduğu konum baz alınarak çıkartılır. Zaten buna yıldız haritası da denir. Bunun, sizin doğum gününüz ve saatinize özel olarak belirlenmesi ve bu yüzden doğru olması -yukarıda saydığım nedenlerden dolayı- üzerinizde yıldızların etkisi olduğu anlamına  gelmeyecektir yine de.

Gezegen Etkisi mi? O da Ne?

Buraya kadar anlattığım yıldız odaklı astrolojinin konusudur, yani yukarıda bahsi geçen Hint astrolojisidir. Ancak batı astrolojisini kullandığını söyleyen astrologlar, referans noktası olarak burçları değil, ekliptikle ekvatorun kesiştiği noktaları, yani ekinoks noktalarını aldıklarını söylüyorlar. Peki bunu yapmaları dahilinde, yaptıkları çalışmalar ve tahminler bilimsel ve gerçeğe uygun oluyor mu?
Tabi ki hayır. Zaten batı astrolojisinin yetersiz olduğu bazı ‘gelecek yorumlarında’ Vedik astrolojiye de başvurduklarını kendi ağızlarından duyabilirsiniz.

Gelelim “bizim aldığımız referans noktası sabit” diyenlerin var olduğunu iddia ettikleri gezegen etkilerine…Fiziksel olarak bir şeylerin bize  etki edebilmesi için bazı şartların oluşması gerekir. Fizikte, cisimler arasında oluşabilecek 4 temel kuvvet vardır:

1-) Kütle çekim kuvveti
2-) Zayıf nükleer kuvvetler
3-) Elektromanyetik kuvvetler
4-) Güçlü nükleer kuvvetler.

Astroloji özellikle Ay ve gezegenlerin etkisiyle ilgilenir. 1. sıradaki kütle çekim kuvvetini göz önüne aldığımız zaman görürüz ki, gezegenlerin üzerimizdeki kütle çekim etkileri yok gibidir. Menzili uzun da olsa etkisi son derece düşük bir kuvvettir. Gelgitlere sebep olan Ay’ın Dünya ve içindekiler üzerindeki tedirginlik etkileri, Güneş’in etkisinden bile fazladır, çünkü Ay bize Güneş’ten daha yakındır. Bu etki bile yalnızca okyanusları bir parça sağa sola çekiştirir, ama mesela yer kabuğunu fazla bir sıkıntıya sokmaz. Sistemdeki tüm gezegenlerin etkisini toplarsanız, Ay’ın uyguladığı etkinin %2’si kadar bile olmadığını görürsünüz. Ay’ın etkisi olsa da, gezegenlerin pek bir etkisi olmadığından, 1. kuvveti eledik.

Zayıf nükleer kuvvetler leptonlar, mezonlar ve baryonlar gibi atom altı parçacıklara etki eder. Çekirdeklerin kararsız olmasından da  sorumlu olan bu kuvvetlerin etki alanı son derece kısa menzillidir: 10 üzeri -18 metre gibi… Değil gezegenden gezegene etki etmek, bulunduğunuz yerden 1 metre öteye kadar bile etkisi olmayan bir kuvvet….
Şu halde bu kuvveti de eledik.

Elektromanyetik kuvvetler yüklü parçacıkları ilgilendiren bir kuvvettir ki gezegenlerin bir kısmında manyetik alan ve dolayısıyla da yüklü parçacık bulunmaz. Dünya üzerindeki tek yüklü parçacık kaynağı, manyetosferimizle etkileşen Güneş rüzgarlarıdır. Oysa astrolojinin ilgi alanı özellikle gezegenler ve Ay’dır. En güçlü manyetik alan ve dolayısıyla en güçlü manyetik kuvvetler Jüpiter için geçerli desek;

Jüpiter’in Dünya’dan uzaklığı 600 küsür milyon km iken, manyetik alanının maksimum mesafesi Güneş yönünde 25-30 milyon km’dir. Yani Dünya’ya kadar ulaşmaz. Bu durumda bu kuvvetin de Dünya ve içinde bulunan insanlar için astrolojik açıdan bir anlamı yoktur.

Son kuvvet olan güçlü nükleer kuvvetlere bakalım. Bu da baryon ve mezonlara etkiyen bir kuvvettir. Bunların menzili de atmotik ölçekle sınırlıdır: 10 üzeri -15 metre. Yani gezegen ya da Ay’dan bize ya da bizden onlara kadar uzanacak herhangi bir etki alanları söz konusu değildir.

Diyelim ki iddia doğru, gezegenlerin etkisi var. Oysa Plüto artık bir gezegen değil. Bu durumda bilimle çelişmek pahasına onu gezegen kabul edip yorumları ona göre yapmaya devam mı edecekler, yoksa her şeyi ve yönetici gezegen kavramını baştan aşağıya değiştirip bilime mi uyarlayacaklar? Tahmin ettiğiniz gibi, birinci seçenek…

Görüldüğü gibi, fizik denen bilimin senelerce çalışıp varlığını kesin bir şekilde ortaya koyduğu bu kuvvetlerin hiçbiri, gezegenler ya da Ay aracılığıyla, hayatlarımızı ve karakterlerimizi etkileyecek durumda değil. Bu durumda bizi etkilediği iddia edilen kuvvetin tanımı, bilimsel olarak açıklanamıyorsa ne ile açıklanır? Geriye kalan seçenekler bilim midir?

Peki Neden Israrla İnanıyoruz?

Forer veya Barnum etkisi denilen olay bu durumu büyük ölçüde açıklıyor. Buna göre bireyler, kendileri için hazırlanmış gibi görünen, ama aslında birçok insana uyacak kadar genel ve belirsiz kişilik teşhislerine yüksek puan verme eğilimindeler. Puan derken neyi kastettiğimizi de anlatalım.

1948 yılında Amerikalı psikolog Bertram Forer bir kişilik testi uygular bir grup öğrencisine. Aşağıda verdiği şu açıklamanın, kendi kişiliklerine ne kadar uyduğuna dair puanlama yapmalarını ister. Değerlendirme şu şekilde olacaktır:

1.Beni hiç yansıtmıyor
2.Beni pek yansıtmıyor
3.Beni biraz yasıtıyor
4.Beni çok yansıtıyor
5.Beni tamamen yansıtıyor

Dağıttığı yazı ise şu şekildedir:

“Başkalarının sizi beğenmesine, size hayran olmasına ihtiyaç duyuyorsunuz, ama aynı zamanda kendinize karşı eleştirel olmaya da eğilimlisiniz. Kişiliğinizin bazı zayıf yönleri var, ama genelde bunları telafi etmeyi başarıyorsunuz. Kendi yararınıza çevirebileceğiniz halde kullanmadığınız önemli bir kapasiteye sahipsiniz. Dışarıdan disiplinli ve öz güvenli görünürken, içten içe kaygılı ve güvensizsiniz. Bazen doğru kararı verip vermediğiniz ya da doğru şeyi yapıp yapmadığınız konusunda kafanızda ciddi şüpheler uyanıyor.

Belli bir miktarda değişiklik ve farklılığı tercih ediyorsunuz; kısıtlamaların, sınırlandırmaların içinde kalmak sizi mutsuz ediyor. Bağımsız bir düşünür olmakla gurur duyuyorsunuz ve başkalarının iddialarını tatmin edici kanıt olmadan kabul etmiyorsunuz, ama kendinizi başkalarına açarken çok açık, çok içten olmayı akıllıca bulmuyorsunuz. Bazı zamanlar dışa dönük, sokulgan ve sosyalsiniz; bazı zamanlarsa içe dönük, sakıngan bir kapalı kutu oluyorsunuz. Bazı arzularınız çok gerçek dışı…”

Aslında her öğrenciye dağıtılan kağıt aynıdır ve testin ortalaması 5 üzerinden 4.26 çıkmıştır. Aynı çalışma daha sonra defalarca başka katılım gruplarıyla yapılmış ve ortalamalar hep 4’ün üstünde çıkmıştır.

Peki herkesin karakteri farklı olduğu halde, neden herkes bu yazıya 4 ya da 5 gibi puanlar verdi sizce? Cevap basit: Çünkü bu tür olaylarda herkes için geçerli olabilecek yuvarlak cümleler kullanılır.

İşte bu test, insan psikolojisinin nasıl kullanıldığının da güzel bir kanıtıdır bu bakımdan.

Kafaya Takılan Sorular…

Falları ya da burç yorumlarını okurken, kendi burcundaki yorumlara “Aaa aynı ben!” tepkisi veren bir insana, kendi burcunun yorumu olduğunu söyleyerek bir başka burcun yorumunu okursanız, yine büyük ölçüde benzer bir tepkiyle karşılaşırsınız: Aynı ben!

Oysa teknik olarak sadece kendi burcumuzda yapılan yorumların bizi yansıtması gerekirdi. Bunun için de bir kılıf bulunmuş; yükselen burç!

2 kişi düşünelim; mesela ablamla beni örnek veriyorum. İkimiz de, eski hesaba göre Aslan burcuyuz gerçekten. Ancak birbirimizden her konuda o kadar farklıyız ki, abla kardeş olduğumuzu bilmeyen, asla aramızda bir bağ kuramaz. Diyelim benim yükselen burcum A, onunki B olsun ve aramızdaki farkları bu açıklıyor olsun.

O zaman akla şöyle bir soru geliyor; dünyada son verilere göre 7.5 milyar insan var. Bizim elimizde ise, bu insanların karakterlerini açıklayabilmek için 12 burç ve yine 12 yükselen var. Bu durumda sizin ortaya çıkarabileceğiniz maksimum çeşitlilik burç-yükselen şeklinde hesapladığınızda, yani en baştan başlayıp, en sona doğru Koç-Koç, Koç-Boğa,…,Balık-Kova, Balık-Balık şeklinde hesapladığınızda 144 olacaktır. O halde hepsi birbirinden farklı karaktere sahip 8 milyara yakın insanı, bu kadarcık kısıtlı karakterle nasıl tanımlarsınız? Her farklı huy için bir yükselen daha mı ekleyeceğiz? Ama yükselen sadece 1 tane olabilir?

Hem aynı tarihte, aynı saatte doğmuş tüm insanların karakterlerinin bire bir aynı olabileceğini, hayatta karşılarına hep aynı fırsatların çıkacağını nasıl iddia edebilirsiniz? Mantıklı bir yanı yok gibi, ne dersiniz?

Carl Sagan’ın ve Richard Dawkins’in astroloji hakkındaki videolarını izlemenizi -şiddete karşı olmakla beraber- şiddetle tavsiye ediyorum. 10 dakikanızı bile almayacak. Lütfen üşenmeyin! Teşvik olması bakımından birkaç cümlesini buraya alayım:

“Astroloji o kadar yaygın ki herkes burcunun verdiği karakterle birleşme konusunda kendisini şartlıyor. İngiliz nüfusunun çeyreği, astrolojiye inandığını söylüyor. Bu, İngiltere’de hiçbir tanrı dininin ulaşamadığı kadar yüksek bir yüzde. Her geçen gün, yıldız falları gazetelerde bilimin aldığından daha fazla yer alıyor. Toplumun tekdüzeleştirilmesine karşı oluşan modern tepkiyi göz önüne aldığımızda oldukça garip kaçıyor.”

Bulmaya üşenenler için link veriyorum:

Bu Carl Sagan videosu:

Bu da Richard Dawkins

Astrolojik Tahminlerde Başarı(sızlık) Oranı

Bir başka noktaya daha değinelim.

Yeterli veriyi verir ve aynı problem üzerinde çalışmalarını isterseniz, birbirinden farklı ülkelerde bağımsız olarak çalışan bilim insanlarının aynı sonuca ulaşacağını görürsünüz. Oysa aynı verileri vereceğiniz astrologların hepsinden, konuya dair farklı bir yorum çıkacaktır. İşte bilimle astrolojiyi ayıran temel özelliklerden biri budur. Bilim deneylere, gözlemlere ve kanıtlara dayalıdır ve belli bir sonuca ulaşır. Astroloji ise gözlem, tahmin ve öznel yorumlamalarla her kafadan bir sesin çıkmasına neden olur.

Deneyler sadece halk üzerinde yapılmıyor. Astrologlar da bazı deneylere tâbi tutuluyorlar zaman zaman ve çuvallıyorlar. Bir örnek:
1985 yılında yapılan Carlson deneyi…Deneye Avrupa’nın ve ABD’nin en saygın(!) 30 astroloğunu davet etti ve astrologlar da davete icabet ettiler. 116 kişiye ait doğum haritası mevcuttu. Astrologlara her seferinde bir kişi ve birisi gerçekten o kişiye ait olan, diğer ikisi ise rastgele seçilen 3 adet doğum haritası verildi. Astrologlar kişiye -burçları hariç- istedikleri soruyu sorabilecek, kişiyle sözlü ve görsel iletişim serbest olacak şekilde görüşecek ve kişiye ait olan doğum haritasını bu şekilde bulacaklardı. Sizce sonuç ne oldu? Tahmin edemediler. İçinizden seçilecek herhangi 30 kişinin başarı oranıyla aynıydı başarı oranı: 3’te 1 !!!

1990 yılında bu kez McGrew ve McFall tarafından yapılan aynı deney, yine astrologların yanlış tahminleri ile sonuçlandı. Daha fazla diyecek şey yok sanırım bunlar üzerine…

Sonuç…

Bilimi bir kenara bırakıp metafizik bakımdan yaklaşırsak, bütün bu yapılanların -her ne kadar kendileri buna itiraz etmekte usta olsalar da- falcılıktan çok da farklı olmadığı görülür. Bunun da inanç sistemleri bakımından hoşgörüyle karşılanacak bir şey olmadığını hepimiz biliyoruz.

Yani ne bilimsel ne de bilim dışı olarak bakıldığında elle tutulacak yanı olmayan bu acayip hobinin hayatlarınızı etkilemesine izin vermeyin lütfen. Bana burcumu soran olunca “Benim burcum yok” cevabını veriyorum ve görüldüğü gibi dünya dönmeye devam ediyor. Hayatınızı böyle şeylerle yönlendirmeyin ve çocuklarınızı da bilinçli yetiştirin. O zaman kimsenin bu tür spekülasyona açık konular üzerinden para kazanıp sizi aldatmasına da izin vermemiş olursunuz.

Bilim olmadığı söylenen, ama inatla bilim olduğunda ısrar edilen bir şeyden tonla para kazanılıyor. Bu bile kafanızda soru işareti oluşturmak için yeterli olmalı.

Astrologlara gelince; astronominin bu karmaşık hesaplarına zaman harcıyorsunuz. Bu kadar formülü ve hesaplamayı öğreniyorsunuz. Madem ki bu kadar sayısal zekaya sahipsiniz ve kafanızı bu işler için bu kadar yoruyorsunuz, sizleri astrolog olarak değil, astronom olarak görmeyi tercih ederiz. En azından bilgilerinizi topluma faydalı bir iş için kullanıyor olursunuz.

Bu yazıyı mümkünse etrafınızdaki insanlara okutun ki, artık bilinçlensinler ve uzay bilimleri bölümünde okuyan insanlara “Fal mı bakacaksın mezun olunca?” diye saçma sorular sormasınlar. Son cümlede açık ve net söyleyelim;

ASTRONOM ve ASTROLOG BİRBİRİNDEN FARKLIDIR ve ASTROLOJİ BİR BİLİM DEĞİLDİR.