Merkür

mercury

Merkür ya da Arapça ismiyle Utarit, Güneş’e en yakın gezegendir ve sistemin en küçük gezegenidir. Adını Roma mitolojisindeki yolculuk tanrısı ve tanrıların habercisi olarak bilinen Merkür adlı tanrıdan almıştır. Venüs, Yer ve Mars ile birlikte karasal gezegenler sınıfını oluşturur. Uydusu yoktur. Yörüngesi oldukça basıktır. 5,43 g/cm³ lük ortalama yoğunluğa sahiptir ve bu, Yer’in ortalama yoğunluğuna yakın bir değerdir. Yüzeyde sıcaklık gece ve gündüz arasında oldukça büyük farka sahiptir. Gündüz 457 °C civarındayken, gece -173°C’ye kadar düşmesinin ve aradaki bu büyük farkın sebebi, atmosferinin son derece zayıf olması ve ısının konveksiyon yoluyla taşınamamasıdır. Albedo değeri yaklaşık olarak 0,12’dir, yani yüzeye düşen güneş ışınlarının yaklaşık onda birini yansıtmaktadır.

Zayıf atmosferinde genel olarak moleküler oksijen, sodyum ve hidrojen bulunur. Kendi etrafındaki dönüşüyle Güneş etrafındaki dolanma süresi birbirine eşit olduğundan (58,646 gün) Güneş’in görünür hareketi çok yavaştır. Bu yüzden 1 Dünya yılı, 2 Merkür gününe eşittir.

Ayrıca Merkür’de keşfedilen kraterlere, ölmüş sanatçıların; sırtlara Merkür araştırmalarına katkıda bulunmuş ölmüş bilim adamlarının; uçurumlara, keşiflerde veya bilimsel araştırmalarda kullanılan ünlü gemilerin; vadilere ise radyo teleskopların adları verilir.

DETAYLAR

Buraya kadar genel olarak ve kısa bir bilgi vermeye çalıştık. Buradan sonrasını ise, işin daha fazla ayrıntısını merak edenler için hazırladık.

Cüce gezegen Plüto’yu saymazsak, sistemimizdeki en basık yörünge (e=0.2 dışmerkezliğiyle) Merkür’e aittir. Güneş’e çok yakın olduğundan gözlenmesi de çok güçtür. Söylenene göre Kopernik, hayatı boyunca Merkür’ü hiç görmemiştir.
Yer’den en iyi gözlenebileceği zamanlar, en büyük doğu ve batı uzanımı denilen açılara denk geldiği zamanlardır. Merkür gün batımından sonra ve gün doğumundan önce en fazla, (yuvarlak hesapla söyleyelim) 2 saat kadar görülebilir.
Güneş ile Yer arasında bir yörünge izlediği için, belli aralıklarla transitler gerçekleştirir. Bunu gerçekleştirebilmesinin bir başka önemli koşulu da, yörüngesi üzerindeki düğüm noktalarından birinin üzerinde olmasıdır. En uzun transiti 9 saat kadar sürer ve uygun ekipmanla Yer’den gözlenebilir.
Gök cisimlerinin yaptığı presesyon (diğer adıyla devinim) hareketi, Merkür’de 19. yüzyıl ortalarında fark edildi. Ancak uzun bir süre boyunca buna bir açıklık getirilemedi. Hatta Le Verrier, Merkür yakınında, bu harekete sebep olabilecek bir cismin  var olabileceğini önermiş ve bu hayalî cisme “Vulkan” adı verilmiştir. Ancak gözlemler sonucu böyle bir gezegenin var olmadığı kanıtlanmış ve Merkür’ün presesyon hareketinin sebebi de ancak ‘Genel Görelilik Kuramı’ ile açıklanabilmiştir. Buna göre presesyon, Merkür’ün Güneş’e çok yakın bir yörüngede dolanması ve bu yörüngenin dışmerkezliğinin diğer gezegenlere göre çok büyük olması nedeniyle oluşmaktadır.
Merkür yüzeyi, Ay yüzeyi ile benzer yapıdadır. Regolit denen, ince toz benzeri yapı, Merkür yüzeyine de hakimdir. Ay yüzeyinin geneline yayılmış olan krater ve düzlükler burada da genel yüzey şekillerini teşkil eder. Ancak düzlükler, Ay denizlerinden daha yaşlıdır. Yüzeydeki uçurumların ise Merkür’ün yakın geçmişinde oluştuğu düşünülmektedir.
Güneş Sisteminin demirce en zengin gezegeni Merkür’dür. Mıknatıs ya da manyetik alan denildiğinde aklımıza genellikle demir gelir. Ancak bu demir bolluğuna rağmen gezegenin manyetik alanı, Yer’in manyetik alanının yalnızca %1’i şiddetindedir. Bu da bize, güçlü manyetik alan oluşmasının başka şartlara bağlı olduğunu gösteren delillerden biridir. Az da olsa var olan bu manyetik alan, Güneş rüzgârları ile sürekli bir etkileşim içindedir. Gezegenin manyetosferi, yüklü parçacıkların gezegene yaklaşmasını engellediğinden, Merkür çevresinde Van Allen benzeri kuşaklar oluşmaz.
Merkür hakkındaki bilgilerimizin temeli Mariner 10 uzay aracına dayanmakla beraber, son yıllarda gerçekleştirilen Messenger uzay aracı görevleriyle Merkür’ün renkli haritasını çıkartmak mümkün olmuştur. Bu haritaya göre orta ve koyu mavi alanlar, Merkür’ün yüzeyindeki düşük yansımalı materyalleri temsil eder. Bu alanların mineral açısından zengin olduğu düşünülmektedir. Karanlık bölgeler ise yüksek akışkanlığa sahip  lavların püskürdüğü alanları göstermektedir.

130226merkurrr.hlarge

Yorumlar

Yorum