Yer; Yani Bildiğimiz Dünya

rthh

Dönüyordu, sabitti; yuvarlaktı, düzdü…Hakkında konuşulurken her kafadan bir ses çıkan gezegenimizin en azından isminin Dünya olduğu konusuna kimsenin itirazı yoktur sanırım. Astronomide genellikle Dünya değil Yer isminin de kullanıldığını bilenleriniz vardır. Biz de bu yazımızda teknik konulardan bahsedeceğimiz için Yer ismini kullanmayı uygun bulduk, diyerek açılışı yapıyorum dostlar!

Yine âdetimiz olduğu üzere kısa bir bilgi ile başlayalım ve devamında merak edenler için biraz daha detaya girelim.
Yer, Güneş’e yakınlık bakımından üçüncü sıradaki gezegendir. Eski dilde Küre-i Arz olarak bilinirdi. Latince adı ise Terra’dır. Online oyun karakterleri için güzel bir isim 😉
Merkür, Venüs ve Mars ile birlikte karasal gezegenler sınıfına dahildir. Bilinen tek uydusu Ay olarak geçse de, NASA geçenlerde yeni bir yarı-uydumuzun varlığını açıkladı.
(Bu yeni yarı-uydu için bkz: HO3 )
Bu güne kadar Yer üzerinde ölçülebilmiş en yaşlı kayaçların 4.1 milyar yaşında olduğu görülmüştür. Ancak yaş tespitinde kullanılan radyoaktif elementlerin yarılanma süreleri de hesaba katıldığında, Yer’in tahmini yaşının 4.5 milyar olduğu kabul edilmiştir.
Yuvarlaklığı gülünç bir şekilde bazı tartışmalara konu olsa da, tam bir küre değildir. Kutuplardan hafif basık ve ekvatorda hafif şişkin kendine özgü şekli, geoit olarak adlandırılır. Atmosferi troposfer, stratosfer, mezosfer, termosfer, ekzosfer ve iyonosfer gibi tabakalardan oluşur ve bu atmosferin %78’i azot, %21’i oksijen, %1’i ise karbondioksit, su buharı, ozon gibi bir karışıma sahiptir. İç yapısında çekirdek, manto, kabuk gibi katmanlar vardır. Kabuk katmanı volkanizma dolayısıyla hareketlidir.
Yer’in kendi ekseni etrafında dönme hareketinin yanında bir de Güneş etrafında dolanma hareketi vardır. Ekseni etrafındaki hareketini 23 saat 56 dakika 4 saniyede tamamlarken, Güneş etrafındaki hareketini 365.25 günde tamamlar. Bu hareketlerin ilki gece ve gündüzün oluşmasını sağlarken, ikincisi mevsimlerin oluşmasında etkilidir.

Yüzeyinin %71’i sularla kaplı olan Yer, Güneş Sisteminde şu an yaşam barındırdığı bilinen tek gezegendir.

DETAYLAR

Gezegenimiz, çap olarak, karasal gezegenlerin en büyüğüdür. Kütlesi ise diğer karasal gezegenlerin kütleleri toplamından fazladır. Şu an bilindiği kadarıyla, yüzeyinde sıvı su barındıran tek gezegendir ki bu da yaşam oluşması için gereken önemli koşullardan biridir. Bu koşullardan biri olan atmosferinde oksijen bulundurma koşulu da, yine Yer’in sağladığı koşullardan biridir.  Venüs yazımızda bahsettiğimiz durumu göz önüne aldığımızda, Venüs’te gerçekleşemeyen gaz ve su döngüsünün şu an için Yer üzerinde gerçekleşiyor olması, hayatta kalmamızı sağlayan en önemli faktörlerdendir.

Yer yüzeyi büyük ölçüde aktif volkanlar, okyanus tabanlarındaki lav akıntıları ve erozyonlar ile şekillenmiştir. Genel olarak, yukarıda bahsettiğimiz gibi 4.5 milyar yaşında olsa da, yüzeyi sürekli yenilendiğinden, yüzey yaşı 100 milyon yıldan kısadır. Albedo değeri %39’dur. Yani Yer, Güneş’ten gelen ışınımın %39’unu uzaya yansıtır.
Yer’in iç bölgeleri, yüzeyinden daha yoğundur, çünkü demir elementi iç kısımlarda daha bol bulunur. Merkezinde saf demirden oluşma katı bir çekirdek barındırır. Onun üzerinde, demirce zengin farklı mineralleri içeren manto katmanı bulunur. Bu da kabuk katmanıyla sarılmıştır. Mantonun üst kısmı bir miktar akışkan bir yapıda olduğundan, volkanizma hareketlerinin oluşmasında etkilidir. Astenosfer adı verilen bu bölge, litosfer adlı katmanla sarılmıştır. Yukarıda kabuk olarak bahsi geçen bu litosfer katmanı, yarı akışkan alt tabakanın üzerinde ağır ağır hareket eder. Bu hareketler levha tektoniği denilen yapıyı oluşturur. Bu yapı, yüzeyin yenilenmesini sağlayan volkanların, depremlerin ve erozyonların da kaynağıdır.

 

lvha

 

Yer’in iç bölgelerinin kısmen erimiş ve akışkan halde olması, manyetik alan oluşmasında etkili olmuştur. Sahip olduğu güçlü manyetik alan sayesinde, Güneş’ten gelen yüklü parçacıkların zararlı etkilerinden korunur. Güneş rüzgârlarıyla Yer’e ulaşan parçacıkların az bir kısmı, magnetopause denilen sınırı geçebilir.
Bu parçacıklar manyetik alan tarafından tutulur ve iç içe geçmiş simit biçimli iki kuşak boyunca hareket etmeye zorlanırlar. Bu kuşaklara Van Allen kuşakları adı verilir.

 

mgn

 

vnalln

Manyetosferdeki yüklü parçacık sayısında bir yığılma olursa, kutup ışıkları olarak bildiğimiz görsel şölen ortaya çıkar.

v

Parçacıkların bir kısmı da ozon tabakası olarak bilinen tabaka ile tutulur. Bu tabaka stratosfer katmanı içinde bulunur. Son yıllarda ozon tabakasında meydana gelmiş olan deformasyon, Güneş’ten gelen yüklü parçacıkların tam olarak engellenmesi konusunda yetersiz kaldığından, canlı yaşamını tehdit etmektedir. Ayrıca küresel ısınmayla atmosferde biriken karbondioksit gibi sera gazlarının etkisi de, canlı yaşamına bir başka darbe vurmaktadır.

Termosfer, atmosferin en dış tabakasıdır ve bu tabakada yoğunluk son derece düşüktür. Belirgin bir üst sınır olmamakla beraber, sınır olarak kabul edilen yer, yoğunluğun, gezegenler arası ortamın yoğunluğuna eşit olduğu yüksekliktir. Yani uzayın sınırı diyebileceğimiz yer bu bölgededir.

İçinde yaşadığımız ve her şeyini doğal bulduğumuz gezegenimiz, aslında sistemimizin en ilginç gezegenlerinden biridir. Düşünün; eğer gezegenimizde oluşan çok çeşitli ve güzel bulut yapıları mesela Mars’ta görülebilseydi, burada yağan yağmurlar Merkür’de yağabilseydi ya da mesela böyle bir okyanus yapısına Plüto sahip
olsaydı…Bütün bunlar ne kadar ilgimizi çeker ve bizi heyecanlandırırdı, değil mi? Gezegenimiz, Güneş Sistemindeki diğer gezegenlere kıyasla en güzel ve değişik özelliklere sahip, ama yine de başka gezegenler bizi daha çok heyecanlandırıyor. İnsanoğlunu anlamak güç iş vesselâm ((:

Bir yazımızın daha sonu böylece gelmiş oldu…Herkese sevgiler!

Yorumlar

Yorum