Astronomi ve Uzay Bilimleri

Astronomi ve Uzay Bilimleri

10 Şubat 2016 5 Yazar: Tuğba YELİZ

Şimdi size hayat hikâyemi anlatmak istiyorum. Çocukluğum güzel bir mahallede…Şaka şaka, o kadar geriye gitmeyeceğim. Zaten anlatacağım şey de hayat hikâyem değil, çoğu genç arkadaşımızın merak ettiği bir konu; astronomi ve uzay bilimleri bölümü.

Öncelikle işin şu kısmından başlayayım; bu bölümde okuduğunuzu söylediğiniz zaman çoğu insanın size hayranlıkla baktığını görürsünüz. Öyle bakmayıp dudak büken bazı insanların (hiçbir camiayı topluca suçlamak haddim değil ama, tecrübeyle sabittir ki bunlar genelde tıp bölümünde okuyanlardan çıkar) dudak bükme sebebi de, bölümün artık yerlerde sürünmeye başlayan taban puanıdır.

Öyle bir algı oluşmuştur ki insanlarda, sanki siz o bölüme, hiçbir yere puanınız yetmediğinden mecburen girmişsinizdir, “balık” bir bölümdür, “ne var ki oradan mezun olmakta?”dır onlara göre…Yani lafın kısası sizi bir nevi “geri zekâlı” yerine koymaya çalışırlar. Oysa durum böyle değil dostlar!

Liseden mezun olduğum 1996 yılında bu bölüm daha yeni yeni rağbet görüyordu ve  puanı da gayet normal bir puandı. İnanmayanlar için oynat Uğurcum;

1

(Yanlış hatırlamıyorsam tıp puanı da 575 falandı)

Önemli olan şey giriş puanınız değil, bu bölümde gördüğünüz dersler ve içerikleri… Zaten forumlardan da araştıranlarınız olduysa görmüştür; bölüm için “Girmesi kolay, çıkması zor” diye bir tabir kullanılır genelde. Ancak ülkemizin teknoloji ve uzay konusundaki tutumu malum…İnsanlar geleceklerini kazanma kaygısına öyle düştüler ki, hayallerini bir kutuya koyup bir yerlere, açılmamak üzere saklar oldular.

Bu bölümden mezun olanların ne iş yapabileceği sorusu cevapsız kalmaya başladı. Hal böyle olunca talep de azaldı ve adım adım şu anda içinde bulunduğumuz durum gerçekleşti. Mesela Ankara Üniversitesi’nde  bölümün ikinci öğretimi kapandı. Buna bağlı olarak taban puanlar da zamanla düştü.

Eee, talep olmazsa arz da bir noktada tıkanıyor tabi!

Her neyse, bu kısmın özeti şu; bölüme kolay girersiniz, ama buradan çıkmak öyle sanıldığı gibi de kolay olmaz.

Bölüme yeni girmiş olan, ama etrafındaki bazı tiplerden, yaptığınız şey çok basit ve sıradanmış gibi bir tepki alanlarınız varsa, o tepkilere vereceğiniz bir cevap olsun diye yazıyorum bunları. Bırakın etraftan alacağınız tepkileri düşünmeyi ve hayallerinizde gerçekten bu meslek varsa girip okuyun bu bölümde!

Gelecek için kaygılarınız varsa (ki vardır), genellikle lisede rehber öğretmenlerin falan neredeyse hiçbir zaman sizi haberdar etmedikleri çift anadal (çap diyen olursa şaşırmayın) seçeneğini değerlendirin. Bunun ne olduğunu ilk kez duyanlar için bir özet geçelim; diyelim ki bir mühendislik bölümünde okuyorsunuz, ama aklınız da astronomide…O halde araştırıyorsunuz hemen ve eğer okulunuzda bu bölüm varsa, yönetmelik de sizin bölümünüzün bu bölümle çift anadal yapmasına izin veriyorsa, aynı anda iki bölümü birden okuyup iki diploma sahibi olabiliyorsunuz.

Böylece hem size para kazandıracak bir mesleğiniz oluyor cepte, hem de hayalinizden vazgeçmemiş oluyorsunuz. Ancak tabi bazı şartlar gerekiyor, not ortalamasının tutması falan gibi…Merakı olanlar internetten bu konuyu iyice araştırsın. Bu da size ablanızdan bir kıyak olsun. Ben öğretmen olmalıymışım. Bütün öğrencilerin aklına girer, herkese çift diploma kazandırırdım sanırım. Hoş ülkemizde 1 tanesi bile işe yaramıyor da, neyse 🙁

(Bir de yandal seçeneği var. Onda diploma değil sadece sertifika alabiliyorsunuz. Bunu da isteyenler
araştırabilir). Bu arada, “Okurum da, ne olacağım ki sonra bu ülkede?” diye de düşünmeyin.  NASA’da çalışan Türkler var, unutmayın.

Bölüm MF-1 puan türüyle alıyor, haberiniz olsun. Akdeniz Üniversitesi, Ege Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi‘nde mevcut olan bir bölüm. Erciyes Üniversitesi‘nde de bu yıl açıldı. Çift anadal düşünenler, hesabını bu okullara göre yapmalı.

Ben liseden mezun olduğumda bu bölüme girmeyi düşünmemiştim. Başka bir yere girdim, oradan mezun oldum. Üzerinden yıllar geçti. Geç olsun güç olmasın diye düşündüm ve yavaş yavaş aklımı çelmeye başlayan astronomiye ucundan kıyısından bulaşmaya karar verdim.

“Bu yaştan sonra kır dizini otur! Ne işin var yahu okulda?!” diyor olabilirsiniz, ama benden size tavsiye; demeyin! Öncelikle şunu bilin; insanın ruhu kolay kolay yaşlanmıyor ve o genç ruh içinizden sürekli, şeytanla bir olup sizi dürtüyor “Şunu yap”, “Bunu et” diyerekten…

(Yeri gelmişken söyleyeyim; öyle sizden her büyük olana hemen “abla”, “teyze” gibi kelimeler sarf etmeyin çucuum. İnsanın morali bozuluyor :p Hahah ben alınmam öyle şeylere, ama alınanlardan tanıdıklarım var ^^)

Sonra bir de işin şu kısmı var; evde oturup internetten de araştırabilirdim bu konuyla ilgili her şeyi, ama akademik bir ortamda, işin uzmanlarıyla bir arada bulunarak, merak ettiğim şeyleri doğrudan işin yetkililerinden öğrenmek dururken, neden daha azıyla yetineyim? Kalktım ben de sınava girdim, sınavı kazandım ve kapağı astronomi bölümüne attım.

Kampüse adımımı atar atmaz havalara da girmedim değil. Sanırsın ki astronomi öğrencisi değil, astronot olmuşum, ilk uçuşumu da kampüste yapıyorum ^^ Yürüyüşümde bile bir değişiklik, başkalık…Neyse kısa keseyim alay konusu olmadan 😀

Günler, haftalar, aylar akıp geçti. Sosyal medyada gruplara üye oldum. Oradaki insanlar bir soru sorduklarında onlara doğru ve detaylı bilgiler verebilmek adına araştırmalar yapmaya başladım. İnsanları bu konuda eğiteyim derken bir baktım ki kendimi eğitmişim. Okulda da bilgimize bilgi katıyoruz tabi bir yandan. Dersler zevkli geçiyor (Habersiz çektiğim için hocamızı  sansürlemeyi uygun gördüm. Davalık falan olmayalım, neme lazım :p )

2

Flaş haber!!! Bilim kurgu filmlerde görülen formül dolu o tahta bulundu;

20151103_101654

…arkadaşlar ediniliyor (Yok…Onların fotoğrafını da atacak değilim buraya). Kâh gülerek, kâh üzülerek geçiyor zaman, ama mutlaka yeni bir şeyler öğreniliyor.

Teknoloji de emrimizde tabi ^^

20151112_110059

Bu noktada size tavsiyem, hangi bölümde okuyor olursanız olun, kendinizi yabancı dil ve bilgisayar alanında geliştirmeniz. Bölümünüzle ilgili bol bol araştırmalar yapmanız… Hiç boş durmamanız… Hatta imkân varsa projeler geliştirmeniz, hocaların kapısını aşındırmanız.

Emin olun hocaların çoğu ilgili ve meraklı öğrencileri sever. Tabi boş beleş her şey için de kapılarına dikilip bezdirmemeniz şartıyla 😉 Bir de mutlaka derslere düzenli olarak girin. Öyle “Aman sabahın köründe ders mi olurmuş? Geri yatıyorum ben” gibi bahanelerle sabah derslerini kaçırmayın.

Arkadaşlarla okul kantininde 2 saat fazla oturmak adına derslerden kaçmayın. İnanın düzenli olduğunuz zaman her şeye vakit kalıyor; derslere de, dostlara da…Zaten hakiki dostlar da birbirlerinin derslere girmesini engellemez. Aksine, derslere adam gibi girin diye sizi zorlayan kimse, işte esas dostunuz da odur.

Bazı şeyleri çok gençken fark etmeyebilirsiniz, ama pişman olduğunuzda da iş işten geçmiş olabilir. Düzenli yaşayın azizim! Valla bak!… Biliyoruz da söylüyoruz ^^

Derslere düzenli girmeyen, girdiğinde elinde cep telefonuyla sağda solda takılan, oyun oynayan ya da 1 sefer okumakla anlamadığı halde sınava son gün çalışmaya kalkan arkadaşların hali dumandır genellikle. (Tabi ki içlerinde anlamadığı için yapamayan bir azınlık da var. Ona diyecek laf yok. Her insanın kapasitesi farklıdır. Kimi bir okumayla her şeyi aklında tutar, kimi aklında tutabilmek için kısa hikayeler yazmak zorunda kalır. Önemli olan anlama yönteminizi belirleyip, kendinize ona göre bir plan çizmeniz, ama kesin olan da şu ki, bir sefer okumakla anlayamıyorsanız asla işinizi son güne bırakmayın).

Sınıfa az uğrayan arkadaşların notlarından bazıları;

3

Bu da derslere düzenli giren, dersi düzgünce dinleyenlerin daha başarılı olduğuna dair bir kanıt  ;

5

Evet bildiniz! Bu notlar bana ait ^^

Yani efendim, her bölüm gibi burası da düzenli çalışma, ilgi ve kendini geliştirme istiyor. Öyle “Elimi kolumu sallaya sallaya girdim, aynı şekilde çıkarım” diyorsanız yanılıyorsunuz.

Bu arada, matematik ve fiziğe ilginiz yoksa hiç tavsiye etmem. Gerçekten gelmeyin, çünkü her sene bu derslerle ya doğrudan ya da dolaylı bir şekilde karşılaşırsınız. Temel fizik, temel matematik gibi doğrudan olabileceği gibi; kısmî türevli denklemler, astrofizik gibi dolaylı olarak da “Biz burdayız” derler. Üzülürsünüz.

Hele öyle askerlik  ertelensin falan diye hiç gelmeyin!  2 sene sınıfta kalırsanız ilişiğiniz kesiliyor zaten yeni yasalara göre. Üstelik etik bir davranış değil bana kalırsa. Başkalarının hakkını yemeyin, gerçekten isteyenlere bırakın bu bölümü. Tamam, yine ablalığım tuttu, başladım nasihat vermeye. N’apayım ama, gençlerin de bazılarının aklı bir karış havada (: Bak bazıları dedim, hemen tepki verme! Tamam, senin aklın başında, biliyorum ben.

Şunları da ekleyelim de, yanlış bilenler varsa bilgilendirmiş olalım doğrusunu söyleyip; bu bölümden mezun olanlar astronot değil astronom olur. Astronotluk şu an için ülkemizde mümkün olmayan bir meslek. Onu yapabilmek için ABD vatandaşlığı gibi koşullar ve başka şartlar gerek. Ancak tabi ki buradan mezun olup başka bir ülkede kabul edilerek astronot da olabilirsiniz. Büyük düşünün 😉

Bu bölümden mezun olanlar astrolog da olmazlar. Astroloji bir bilim değildir. Astronomi bilimine dayanarak yorum yapan bir hobidir. Fal falan bakmıyoruz yani, soran olursa söylersiniz ( :

Bu yazı da bilimsellikten uzak, öylesine içini dökme gibi bir şey oldu ama, artık kusura bakmayın. Sonuna kadar bayılmadan okuyanlar olduysa ne âlâ. Umarım bazılarınızın kafasında bir ışık yakabilmişimdir.

Sakın hayallerinize gülenler ya da onları ciddiye almayanlar var diye hayallerinizden vazgeçmeyin! Unutmayın; zamanında “Havada tonlarca ağırlıkta bir metal uçuracağım” diyen adama gülenlerin olduğu bir dünyada, şimdi uçak denen bir icat var…

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.